Geç Kaldığımız Şeyler
Hayat bazen geç kalmaz. Biz başlamayı erteleriz.
İnsan hayatında kaç kere “daha önce yapsaydım” der bilmiyorum.
Ama yaş ilerledikçe bu cümlenin sayısı artıyor.
Daha önce başlasaydım.
Daha önce gitseydim.
Daha önce söyleseydim.
Daha önce bıraksaydım.
Daha önce cesaret etseydim.
Sanki hayatın bir yerinde görünmeyen bir takvim varmış ve biz bazı tarihlere yetişememişiz gibi davranıyoruz.
Oysa çoğu zaman geç kaldığımız şey hayat değil.
Kendi kararımız.
Yıllarca yapmak istediğimiz bir şeyi erteliyoruz.
Şartlar düzelsin diyoruz.
Para olsun.
Vakit olsun.
İşler sakinleşsin.
Doğru insan çıksın.
Doğru gün gelsin.
Sonra fark ediyoruz ki hayat hiçbir zaman masayı tamamen temizleyip önümüze boş bir gün bırakmıyor.
Bir sorun bitiyor, diğeri başlıyor.
Bir telaş geçiyor, başka bir telaş geliyor.
Ve biz yaşamayı sürekli daha uygun bir zamana erteliyoruz.
Bence insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlıklardan biri bu.
Çünkü zaman biz hazır olana kadar beklemiyor.
Ama bunun başka bir tarafı daha var.
Bir şeye geç başladığımızı düşündüğümüzde bu kez tamamen vazgeçiyoruz.
“Artık ne anlamı var?” diyoruz.
İşte asıl kayıp orada başlıyor.
Çünkü bazı şeylerin son kullanma tarihi yoktur.

Yeni bir yol öğrenmenin yaşı yok.
Bir yere ilk kez gitmenin yaşı yok.
Bir fotoğraf makinesini eline alıp dünyaya başka türlü bakmanın yaşı yok.
Yeni bir iş öğrenmenin, bir şey üretmenin, yeniden başlamanın da yaşı yok.
İnsan bazen yirmisinde yapamadığını kırkında yapar.
Ve belki de kırkında yaptığı için daha iyi anlar.
Gençken zamanımız çoktur ama kendimizi az tanırız.
Sonra zaman azalır fakat neyi istemediğimizi daha iyi biliriz.
Bu küçümsenecek bir şey değildir.
Hayatın ikinci yarısının avantajı da budur belki:
Her kapıyı açmaya çalışmazsın.
Hangisinin sana ait olduğunu biraz daha iyi seçersin.
Geçmişe baktığımda benim de “keşke” dediğim şeyler var.
Herkes gibi.
Ama geçmişin karşısına geçip hesap sormanın insana fazla bir şey kazandırmadığını öğrendim.
Çünkü geçmiş cevap vermiyor.
Ne kadar sorarsan sor.
Olanı değiştirmiyor.
Fakat önünde hâlâ bir gün varsa sana başka bir imkân bırakıyor:
Bugün başka türlü davranabilirsin.
Bence umut tam olarak burada başlıyor.
Büyük cümlelerde değil.
“Bugün başlayabilirim” diyebilmekte.
Bir gün batımını izlerken bunu sık sık düşünüyorum.
Güneş birkaç dakika sonra kaybolacak diye kimse ona “geç kaldın” demiyor.
O günün zamanı bitmiştir.
Ama ertesi sabah başka bir yerden yeniden doğacaktır.
İnsan hayatı elbette bu kadar basit değil.
Kaybettiklerimiz geri gelmeyebilir.
Bazı fırsatlar gerçekten bir kez gelir.
Bazı insanların kapısını ikinci kez çalamayız.
Bunu romantikleştirmenin anlamı yok.
Ama bir şeyin bitmiş olması her şeyin bittiği anlamına da gelmez.
Belki geçmişte başlayamadığın şeyi bugün başka biçimde başlatabilirsin.
Belki gitmediğin yolun aynısını bulamazsın.
Ama başka bir yol vardır.
Hayat bize her zaman ikinci şans vermiyor.
Fakat çoğu zaman başka bir şans veriyor.
Aradaki farkı görmek gerekiyor.
Bu yüzden artık “çok geç” cümlesini kolay söylememeye çalışıyorum.
Saat gerçekten durmuşsa başka.
Ama hâlâ sabah uyanıyorsan…
Henüz anlatacağın birkaç hikâye daha vardır.
— Mustafa Öner
MAVİ KADRAJ