Sessizliğin de Bir Sesi Var
Bazen insanın ihtiyacı cevap değil, biraz gürültünün eksilmesidir.
Gün içinde ne kadar çok sese maruz kaldığımızı çoğu zaman fark etmiyoruz.
Telefon.
Mesajlar.
Arabalar.
İnsanlar.
Bildirimler.
Bir şey anlatanlar, bir şey isteyenler, bir yere yetişmeye çalışanlar…
Bir süre sonra bütün bunlar hayatın normal sesi oluyor.
Sonra bir gün şehirden biraz uzaklaşıyorsun.
Telefon susuyor.
Araba sesi kalmıyor.
Karşında birkaç ağaç, uzakta tepeler ve nereden geldiğini bilmediğin bir kuş sesi.
İlk birkaç dakika tuhaf geliyor.
Çünkü insan gürültüye alışınca sessizlik bile yabancılaşıyor.
Sonra yavaş yavaş başka sesleri fark etmeye başlıyorsun.
Rüzgârın yaprakların arasından geçmesini.
Toprağın üzerinde yürürken çıkan sesi.
Uzakta bir köpeğin havlamasını.
Kendi adımlarını.
Hatta bazen kendi nefesini.
O an anlıyorsun:
Dünya aslında hiç susmamış.
Biz çok gürültülü yaşamışız.
Belki sessizlik dediğimiz şey, sesin yokluğu değil; gereksiz olanın çekilmesidir.

Hayvanlarda sevdiğim bir taraf vardır.
Yanında bulunmak için sürekli bir şey söylemek zorunda değillerdir.
Bir köpek yanına gelir.
Oturur.
Bazen yüzüne bile bakmaz.
Ama oradadır.
İnsan ilişkilerinde ise sessizlik çoğu zaman doldurulması gereken bir boşluk kabul edilir.
Konuşmalıyız.
Bir şey anlatmalıyız.
Bir fikir söylemeliyiz.
Oysa bazı insanların yanında susabilmek, konuşabilmekten daha büyük bir yakınlıktır.
Çünkü sessizlikte saklanacak fazla yer yoktur.
İnsan kendisiyle de en çok böyle zamanlarda karşılaşıyor.
Kalabalıkta düşüncelerden kaçmak kolay.
Bir işle uğraşırsın.
Telefona bakarsın.
Birisiyle konuşursun.
Bir şey açıp izlersin.
Ama tek başına kaldığında bütün kaçış kapıları yavaş yavaş kapanır.
Ve içeride ne varsa masaya oturur.
Belki bu yüzden bazı insanlar yalnız kalmaktan hoşlanmaz.
Çünkü sessizlik her zaman huzur getirmez.
Bazen hesap getirir.
Unuttuğunu düşündüğün şeyleri getirir.
Kendine söylemediğin cümleleri getirir.
Ama yine de kötü değildir.
İnsan kendi sesini başka nasıl duyacak?
Ben sessizliği artık boşluk olarak görmüyorum.
Bir çeşit temizlik gibi görüyorum.
Zihnin penceresini açmak gibi.
Her şeyi çözmüyor.
Bütün sorulara cevap vermiyor.
Fakat hangisinin gerçekten önemli olduğunu ayırmaya yardım ediyor.
Bazen uzun uzun düşünürsün ve hiçbir sonuç bulamazsın.
Sonra bir ağacın altında oturursun.
Bir bardak çay içersin.
Hiçbir şey yapmazsın.
Ve günlerdir kafanda dolaşan bir mesele birden küçülür.
Çünkü bazı sorunların çözümü cevap bulmak değildir.
Onları doğru büyüklükte görebilmektir.
Sessizlik bunu yapıyor.
Dünyayı susturmuyor.
Sadece sesleri yeniden sıraya koyuyor.
Belki insanın ara sıra ihtiyacı olan şey de budur.
Hayattan kaçmak değil.
Hayatın sesini biraz kısmak.
Sonra yeniden dönmek.
Ama bu kez kendi sesini de duyarak.
— Mustafa Öner
MAVİ KADRAJ